28/10/2007

Cem Karaca - Hayatı - Müzikal Geçmişi

Annesi Ermeni asıllı Toto Karaca ve babası Azeri asıllı tiyatrocu Mehmet Karaca olan Cem Karaca, sanatla iç içe büyüdü. Ortaöğrenimini Robert Kolej'de yapan Cem Karaca'nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın ardından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur. Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca popüler rock'n'roll parçalarını söylüyordu. O dönemlerde kendisinin en büyük destekçilerinden biri de İlham Gençer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini oldukça ilerletmişti. Bu yıllarda aynı zamanda tiyatro ile de ilgilenen Cem Karaca çeşitli oyunlarda da görev aldı.

Askerliği sırasında Anadolu'nun ilkokul kitaplarında anlatıldığı gibi olmadığını fark etti. Asker arkadaşının çaldığı bağlama ise onu bambaşka diyarlara taşıdı. Bir zamanlar ilkel ve sıkıcı bulduğu müziğin kendi duygularını anlattığını keşfetti.

Müzikal Geçmişi

1967'de askerlik dönüşü Apaşlar grubuna katıldı. Bu grupla Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalayla ikinci oldular ve doğu-batı müziği sentezinde şarkılar üretmeye çalıştılar.

'Resimdeki Gözyaşları' isimli parçayla büyük başarı elde eden Apaşlar'la Batı Almanya'ya gitti. Apaşlar'la olan beraberliği 1969'un sonlarına kadar sürdü. Grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar dağıldı.

Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay ile birlikte Kardaşlar grubunu kurdu. Bu sırada Almanya'ya giderek Ferdy Klein Orkestrası'yla dört tane 45lik doldurdu. Amacı maddi sıkıntı yaşamadan çalışmalar yapmaktı.

İlk 45'likleri 'Dadaloğlu' ile büyük bir başarı elde ettiler. Fakat 1972'de Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar nedeniyle Kardaşlar'la yolları ayrıldı. Bu sırada eşi benzeri görülmemiş bir değiş-tokuş meydana geldi. Cem Karaca, Kardaşlar'dan ayrılıp Anadolu popun güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar da Moğollar'la anlaşamayan Ersen Dinleten'i gruplarına dahil etti.

Üç 45'lik çıkaran Karaca, Moğollar'ın dağılmasıyla kariyerinin en önemli dönemini yaşayacağı Dervişan grubunu kurdu. Dervişan politik rock'ın yanısıra progressive rock'ın Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynadı.

Aynı zamanda tam anlamıyla ilk stüdyo albümünü bu grupla çıkardı: 'Yoksulluk Kader Olamaz'. Dervişan'ın dağılmasından sonra Edirdahan isimli grubu kurdu. Yeni albümü 'Safinaz'la eski başarısını elde edemedi. Bu albümden sonra Almanya'ya gitti ve 1987'ye kadar sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldı. Bu dönemdeki çalışmalarında sık sık gurbet acısı gibi temaları işledi. Bu süre içindeki en iyi albümünü Almanca olarak çıkardı: 'Die Kanaken'. Bu albümde yabancı düşmanlığı, gurbetçilerin yaşamı gibi konuları işledi. Albümdeki bazı parçaların Türkçesini sonraki albümlerinde kaydetti. 'Die Kanaken' albümünün arka kapağında kendisiyle ilgili şunlar yazılıydı:

Cem Karaca ülkesi olan Türkiye'de bir rock yıldızı. Ülkesinde 50'ye yakın 45'lik ve LP yayınlayan Karaca'nın parçalarının çoğu sosyal içerikli sözlere sahip. 1981'in ocak ayında Almanya'dayken son albümü yüzünden ülkesinde aranmaya başladı. Bunun üzerine Karaca, ülkesine geri dönmedi. Mallarına el konan şarkıcı 200 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 1983'te de darbeci generaller onu Türk vatandaşlığından attılar...

Almanya'da daha çok Nazım Hikmet'in şiirlerini seslendirmesiyle tanınan Karaca, ilk olarak 1983'ün başlarında Almanca sözlerle ve doğu-batı sentezinden oluşan bir müzikle seyirci önüne çıktı... Amacı Türkiye'de olan biteni anlatmak değil, burada olup bitenleri anlatmak ve Alman-Türk ilişkilerini düzeltmeye çalışmak. Şarkıları yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkdan bahsediyor.

Yurda döndüğü zaman Turgut Özal'ın elini öptüğü iddia edildi ve döneklikle suçlandı. Hem Cem Karaca hem de Özal ailesi bu iddianın gerçek olmadığını ısrarla belirttikleri halde, sanatçı yine de 12 Eylül bozgununa sorumlu arayan eski solcuların günah keçisi olmaktan ve dışlanmaktan kurtulamadı. Bu aydın sapmasını hicvettiği 'Yarım Porsiyon Aydınlık' adlı şarkısında 'hiç bir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz' diyerek kırgınlığını dile getirdi.

Seksen sonrası dönemde müzik yapımcılarının desteğini alamadan çıkardığı albümler o yıllar büyük ses getirmemesine karşın, yıllar için şarkılar değerini buldu. Oh Be, Kahya Yahya, Hep Kahır gibi hit şarkılar bu dönemde çıktı.

Ülkesine yeniden dönüşünden sonra ilk albümünü 1987'de eski arkadaşı Cahit Berkay'la birlikte yaparlar. 'Merhaba Gençler Ve Her Zaman Genç Kalanlar'.

Bundan bir sene sonra 1988'de, aranjör Oğuz Abadan'la birlikte 60'lı yılların sonunda yaptığı çalışmalarda da olduğu gibi, orkestrasyona ağırlık vererek, yaylı varyasyonlarının hakim olduğu bir başka çalışmayı gerçekleştirirler: 'Töre'.

1990 ve 1992'de Uğur Dikmen ve Cahit Berkay'la 'Yiyin Efendiler' ve 'Nerde Kalmıştık' albümleriyle biraz da olsa eski günlerine döndü. 1997'de çekilen 'Ağır Roman' filminde seslendirdiği 'Resimdeki Gözyaşları' ile yeniden popüler oldu.

1999'da Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu, Ahmet Güvenç ve Uğur Dikmen'in desteğiyle 'Bindik Bir Alamete...' isimli albümünü çıkardı. Son albümü de sayılabilecek olan bu albüm eski günlerin gürül gürül Cem Karaca'sının yeniden geri döndüğü başarılı bir çalışmadır. 'Kahpe Bizans' filmi için üç parça kaydedip, filmde küçük bir rol aldı.

2000'li yıllarda çeşitli şiir çalışmaları da yaptı. Barış Manço'nun efsanevi grubu Kurtalan Ekspres'le birleşerek konserler verdi. Son olarak Yol Arkadaşları isimli grubuyla sahneye çıkan ve bu grupla son albümü Hayvan Terli ve Murathan Mungan albümündeki Göç Yolları isimli şarkıyı kaydeden Cem Karaca, 8 Şubat 2004'de hayata gözlerini yumdu.

23/10/2007

Vatan için bir dakika dua edin !!!

Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.

 

Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

 

Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,

 

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.

 

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

 

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

 

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,

 

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

 

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

 

Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;

 

Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...

Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.

 

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;

Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,

 

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...

Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;

 

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;

 

Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

 

Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

Tarih tekerrür edecek,biz her zaman olduğu gibi Allah (c.c)'ın yardımı ile yine kazanacağız.Sen ey dağdaki soysuz köpek,bil bunu biz senin gibisini çanakkalede de yendik,bedirde de devirdik,hiç merak etme önümüzde Rabbin yardımı melekleri ile yanımızda peygamber ve ashabı oldukça (Rabbim onları bizden ayırmasın!) biz seni mısırı feth eder gibi,biz seni İstanbul'u feth eder gibi devirmesini,soyunu kurutmasını biliriz.Musa peygamber (as) gibi kızıl denizi yarıp içine sokmasını da biliriz seni...

22/10/2007

Mevlana ve Mevlevilik

 

MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım
Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım

 

Mevlana ve Mevlevilik

 

Mevlevilik; tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir. Hazreti Mevlâna, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

Denizi bir testiye dökersen ne kadar alır? Bir günün kısmetini

İşte deniz nasıl testiye kabın genişliği kadar sığarsa Mevlâna da kelime kalıplarına ve bizim idrakimize, istidadımız nisbetinde sığar. Zaten Mevlâna en kuvvetli, en üstün idrakin de ötesindedir.

Aşık ol aşık, aşkı seç ki sen de seçilmiş bir insan olasındiye seslenir.

Kendi varlığından geçerek Allah’ta fani olmak; yani Allah’a tam bir gönül bağlamak Allah’a giden en kısa yoldur. Gönlünü Hakk’a vermiş bir insanın artık kendi benliği kalmamıştır. Onun her zerresinden işleyen Allah’tır. Böylece o kişi nefsine uyup başkasına zarar verecek kötü işlerde bulunmaz. Allah ahlakına bürünmüştür. Hz. Muhammed ve Hz. Mevlâna bize bu vasıflarıyla örnek olmuşlardır.

Mevlâna cihana sığmayan hudutsuz bir varlıktır. Güzeli, doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati arayanlara müjdeler veren lâhudî sestir. Zulmette kalanlara teselli sunan Rahmani sedadır. Ayrılıktan inleyenlere şifa bahşeden devalı nefestir. İnsana insanı öğretendir. Her şeyin insanda olduğunu ve tüm evrenin insanın emrine verildiğini öğretendir.

Mevlâna büyük bir Hak aşığıdır. Aşkın efendisidir. Aşkta yok olmuştur. Bizzat aşktır. Aşkın ne olduğunu soranlara;

"Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamiyle bilemezsin." buyurur.

İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir ve sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneştir. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir.

O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir mürşid olan insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden ve ikilikten kurtarmış ve temizlemiştir.

O, hiçbir şeyi inkar etmez, ama her şeyi birleştirir, bütünleştirir ve sevdirir. O kimseyi ayrı görmez; Çünkü O, herşeyin Allah’ın zuhur ve tecellisi olduğunu bilir ve bunu gönlüne ve insan aklına hâl olarak yansıtır.

Mevlâna, aziz ve yüce bir üstattır. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve herşeyi ile yüceliği öğreten bir HAL ABİDESİ’dir. Peygamber’in gerçek temsilcisi, aşkın ve aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir.

İnsan yaratılmışların en şereflisidir düsturuyla; her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlâna sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

 

17/10/2007

Yirmi ikinci Ekspres !!! -- Sevmek hakkında güzel bir slayt !! -

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur,

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur...

Sevmek,aklınıza ne getirir bilinmez ancak bu slaytta bu güzelce anlatılmış.Bilmem beğenirmisiniz,buyrun indirin...

 

http://groups.google.com/group/ekspres/web/Sevmek.pps

16/10/2007

On sekizinci Ekspres !!! -- Çiçeklerin Dili --

Beyaz Gül Masumiyet 

Ağlayan Gelin İsyan 

Kırmızı Gül Aşk 

Nilüfer Gelecek yenileme

Pembe Gül Gönlüm Senindir

Beyaz Lale Saflık Temizlik 

Sarı Gül Sıcak Sevgi 

Kırmızı Lale Seni Seviyorum 

Beyaz Karanfil Temizlik, Saflık 

Pembe Lale Anlayış 

Kırmızı Karanfil Sevgi 

Sarı Lale Gerginlik

Pembe Karanfil İçtenlik

Menekse Alçak Gönüllü 

Sarı Karanfil Hüzün 

Kamelya Magrur 

Anemon Gençlik

Lilyum Güven 

Beyaz Glayör Dostluk

Frezya Suçsuzluk 

Kırmızı Glayör İstek 

Beyaz Krizantem Sadakat 

Pembe Glayör Zerafet

Kırmızı Krizantem Sessiz İstek 

Sarı Glayör Kıskançlık

Mor Krizantem Burukluk 

Mor Glayör İnanç 

Mersedes Gülü Melankoli 

Orkide Mağrur, Gururlu 

Altın Kadeh Umut 

Sterliçya Sıcak Sevgi 

Fulya Unutma 

Renklere Göre Çiçeklerin Dili

 

Pembe Renk Şefkat

Altın Sarısı Sevinç, Bolluk 

Beyaz Renk Saflık Temizlik 

Kırmızı Renk Aşk 

Mavi Renk Yumuşak Huylu 

Kahverengi Geçmiş 

Yeşil Renk Ümit ve Istikbal

Siyah Renk Üzüntü 

Mor Renk Dul 

Gri Melankoli 

 


AÇELYA

Nefse hakimiyet.
AÇELYA(HİNT)
"Gerçek şu ki, herşey bitti!..Seni artık sevemiyorum..."
AKASYA(PEMBE VEYA KIRMIZI)
Güzellik, zarafet ve incelik; "Seni beğeniyorum."
AKASYA(BEYAZ)
"Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça..."
AKASYA(SARI)
Platonik aşk,isimsiz aşık...
ANANAS
"Sen kusursuz birisin!"
ARDIÇ
"Seni koruyacağım!
AYÇİÇEĞİ(ÇİÇEK OLARAK)
"Sana tapıyorum!"
BADEM
"Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum."
BİBERİYE
Anma.
ÇAN ÇİÇEĞİ
Aşkımıza sadakatle bağlıyım!""
ÇİNGÜLÜ
"Zarif ve çok güzelsin!"
ÇUHA ÇİÇEĞİ
"Çok güzelsin."
DEFNE
Terfi eden kişilere gönderilir; "şan, ün, görkem" anlamı taşır
EĞRELTİOTU
Samimiyet.
ELMA
"İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor; ya senin?"

ERİK
"Sözüme sadık kalacağım."
FESLEĞEN
İyi dilekte bulunmak için.
FINDIK
Barışmak istiyorum!
FULYA
"Sevgilim, geri dön!"
GARDENYA
"Beni unutma; gerçek aşkımsın..."
GELİN EL ÇİÇEĞİ
"Mutlu olabiliriz."
GÜL
Sevgiyi ifade eder.
GÜL (PEMBE)
"Arkadaşımsın."
GÜL(KIRMIZI)
"Seni seviyorum;ihtirasla bağlıyım sana!"
GÜL(KIRMIZI ve BEYAZ)
Birliktelik isteği.
GÜL GONCASI (KIRMIZI)
Genç ve güzelsin."
HANIMELİ
"Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek."
HERCAİ MENEKŞE
"Beynimi işgal ediyorsun; ama ben bu durumdan şikayetçi değilim..."
IHLAMUR
Evli çiftler için "Seni seviyorum" anlamı taşır.
İSPANYOL YASEMİNİ
" Bence, sen çok seksi ve şehvetlisin!"
KAKTÜS
İçtenlik ; "Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız!"

KAMELYA
" Kusursuz bir aşıksın!"
KARANFİL
Kişinin kendine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eder.
KARAÇALI
"Dostluğumuz uzun ömürlü olsun!"
KARANFİL(KOYU KIRMIZI)
Kalbimi kırdın!"
KARANFİL(PEMBE)
"Seni unutmayacağım..."
KARANFİL (KIRÇILLI)
"Üzgünüm, ama bitmek zorunda..."
KARANFİL (SARI)
"Beni hayal kırıklığına uğrattın!"
KREZENTEM (BEYAZ)
"Bana gerçeği söyle!"
LALE
Aşkı ifade eder.
LALE (KIRMIZI)
"Aşkımı itiraf etmek istiyorum!"
LALE(ALACALI)
"Gözlerin çok güzel."
LALE (SARI)
Umutsuz aşkı ifade eder.
LEYLAK (MOR)
"Sana ilk görüşte aşık oldum!"
LEYLAK(BEYAZ)
"Hoş ve namuslu birisin."
MENEKŞE
Alçak gönüllüğü ifade eder.
MENEKŞE (MAVİ)
"Sana sadık kalacağım."

MENEKŞE(MOR)
"Düşüncelerimi zaptettin!"
MELEKOTU
"İlham kaynağımsın."
MERSİNAĞACI
"Çok mutluyum, çünkü seni seviyorum!"
MİMOZA
"Fazla alıngansın!"
NANE
"Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum."
NERGİS
"Saygılarımla..."
ORKİDE
Aşkım, sen çok güzelsin, sen çok özelsin!"
ÖKSEKOTU
"Sorunların üstesinden geleceğim."
PAPATYA
Temiz bir kalbin simgesi.
PAPATYA(BAHÇE)
"Fikirlerini paylaşıyorum."
PETUNYA
"Umudunu yitirme!"
PORTAKAL
Karşılıklı aşk; "Bende seni seviyorum."
REZENE
Övgüye değer.
SARDUNYA
"İçin rahat olsun,her zaman yanındayım!"
SARMAŞIK
"Aşkıma sadığım!"
ŞEFTALİ
"Seninim!"
YASEMİN
"Güzel ve çekicisin."
YENİBAHAR
“Acını paylaşıyorum."
ZAMBAK(SARI)
"Seni neşeli ve nazik (çekici) buluyorum!"
ZEYTİN
"Barışalım!"

 

16/10/2007

On beşinci Ekspres !!! -- İkiz Kulelerdeki Türkler --

Terörist saldırıda çöken ikiz kulelerde çalışanların büyük bir bölümü öldü. Kulelerde çalışan Türklerin büyük bölümüyse hayatta... Basına yansıyan hikâyelere göre Türklerin kurtuluş sırları şöyle :


En kötüsünü düşündüler : Bina sarsılınca Türklerin akıllarına iki olasılık geldi : Ya uçak çarptı, ya deprem oldu. ABD'lilerse sistemlerde patlama oldu diye düşündü. Türk 'Nasıl kurtulurum'u planlarken ABD'li masasında çalışıyordu.

Anonsları dinlemediler : Resmi emirleri ciddiye almayan Türkler, izdihamı engellemek için hoparlörden yayılan "Binayı terk etmeyin" uyarılarına aldırmayıp hemen merdivenlere yöneldi.

Cepler hep açık : Tam bu sırada en ciddi toplantıda bile kapamadıkları, tuvalette dahi yanlarında bulundurdukları cep telefonları çaldı, dostları "çabuk kaç, binaya uçak çarptı" diye uyardı.

Emniyet şeridini ihlal : Binadan kurtulan bir Türk'e kulak verelim: Amerikalılar merdivenin sağından tek sıra halinde iniyordu. Polise "Neden solu kullandırmıyorsun?" dedim. "Yukarı çıkanlara ayırdık" dedi. Gülüp tek başıma soldan jet gibi indim. 2 dakika sonra bina çöktü.

İleriyi gördüler : Kurtulan bir Türk kızı anlatıyor : "Binadan çıkınca hemen uzaklaştım. Çünkü depremde binalar sallantıdan 15-20 dakika sonra çökmüştü. ABD'lilerse binanın önünde telefonla 'Kurtuldum' diye müjde veriyorlardı. Kuleler çökerken sanırım altında kaldılar."