26/10/2007

Köpek Balıkları ...

 

Köpekbalığı, kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) sınıfının Elasmobranchii alt sınıfını oluşturan iki üst takımdan biri olan Selachimorpha (diğeri, Batoidea) içinde sınıflanan canlı türlerinin ortak adıdır.

Sınıflama

Günümüzde varlığını sürdürmekte olan yaklaşık 360 köpek balığı türü bulunmaktadır ve bunlar sekiz takımda sınıflanmaktadır. Köpek balıkları (Selachimorpha) üst takımının kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) sınıfı içindeki yeri ve içerdiği takımlar aşağıda sunulmuştur:

  • Üst takım: Batoidea - Vatozlar ve tırpana balıkları
  • Üst takım: Selachimorpha - Köpek balıkları

Bazı ülkelerde canavar balık ismiyle nitelendirilir.İnsan eti dahil her eti yerler.Dişiler doğum yaptıktan sonra yavrularından ayrılırlar ve tekrar başka bir erkek köpekbalığıyla ilişkiye girerler.

 

25/10/2007

DİŞİ BÖCEKLER !!!

Kuran’da bazı böceklerden söz edilirken özellikle dişi olanlarına vurgu yapılır. Bu böceklerin dişi olanına vurgu yapılmasının sebebi böcek bilimi gelişmesiyle anlaşılabilmiştir. Kuran’da kendisinden bahsedilen dişi böceklerden birisi arıdır.

Rabbin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.(16 Nahl Suresi 68)

Bu ayette vahyedilen tüm arılar değildir. Erkek ve dişi arı ayrımı yapılmış, yuva yapması ve bal yapması için dişi bal arısına vahyedildiği bildirilmiştir. Peki ama neden dişi bal arası? Neden erkek değil yada neden ikisi beraber değil? Bunun sebebini bize bilim adamları söylemektedir.

Arılar üzerinde yapılan araştırmalarda; işçi arıların dişi bal arıları olduğu bunları kovandaki her şeyi yaptıkları ortaya konmuştur. Erkek bal arılarının bu tarz hiçbir görevi yoktur. Onların görevi sadece kraliçe arıyı dölleyerek arı neslinin devamının sağlanmasıdır. Tüm evreni yaratığı gibi arıları da yaratan yüce Allah, insanların arılar hakkında böyle bir bilgiye sahip olmalarının imkansız olduğu bir dönemde ayette bu ayrımı yaparak insanlara doğru bilgiyi ulaştırmıştır.
Allah’ın Arının dişisinin görevlerini bu şekilde Kuran’da belirtirken, dişi örümceğin evinin ise en güvenilmez ev olarak göstermektedir.

Allah’tan başka dostlar edinenlerin örneği, kendisine ev edinen dişi örümceğin örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü (en güvensizi) dişi örümceğin evidir. bir bilselerdi ! (29 Ankebut Suresi, 41)

Burada da görüldüğü gibi en güvensiz ev dişi örümceğin evidir. Böyle bir detayın verilmesinin nedeni dişi örümceğin evinin gerçekten kendi türü için hatta kendi erkeği için bile güvensiz olmasıdır.
Örümceğin evi aynı zamanda avlanma alanıdır. Buraya yanlışlıkla gelen diğer böcekler av olurlar. Aynı zamanda dişi örümcek kendisini döllemeye gelen erkeğini de, dölleme işleminden sonra yer. Dişi örümcek kendi erkeğine karşı bile bu kadar acımasızdır. Bunun için Allah dişi örümceğin evinin en güvensiz ev olduğunu ayette söylemiştir.

KAYNAK : www.kurandaceliskiyoktur.com

23/10/2007

Vatan için bir dakika dua edin !!!

Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.

 

Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

 

Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,

 

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.

 

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

 

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

 

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,

 

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

 

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

 

Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;

 

Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...

Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.

 

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;

Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,

 

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...

Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;

 

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;

 

Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

 

Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

Tarih tekerrür edecek,biz her zaman olduğu gibi Allah (c.c)'ın yardımı ile yine kazanacağız.Sen ey dağdaki soysuz köpek,bil bunu biz senin gibisini çanakkalede de yendik,bedirde de devirdik,hiç merak etme önümüzde Rabbin yardımı melekleri ile yanımızda peygamber ve ashabı oldukça (Rabbim onları bizden ayırmasın!) biz seni mısırı feth eder gibi,biz seni İstanbul'u feth eder gibi devirmesini,soyunu kurutmasını biliriz.Musa peygamber (as) gibi kızıl denizi yarıp içine sokmasını da biliriz seni...

22/10/2007

Mevlana ve Mevlevilik

 

MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım
Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım

 

Mevlana ve Mevlevilik

 

Mevlevilik; tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir. Hazreti Mevlâna, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

Denizi bir testiye dökersen ne kadar alır? Bir günün kısmetini

İşte deniz nasıl testiye kabın genişliği kadar sığarsa Mevlâna da kelime kalıplarına ve bizim idrakimize, istidadımız nisbetinde sığar. Zaten Mevlâna en kuvvetli, en üstün idrakin de ötesindedir.

Aşık ol aşık, aşkı seç ki sen de seçilmiş bir insan olasındiye seslenir.

Kendi varlığından geçerek Allah’ta fani olmak; yani Allah’a tam bir gönül bağlamak Allah’a giden en kısa yoldur. Gönlünü Hakk’a vermiş bir insanın artık kendi benliği kalmamıştır. Onun her zerresinden işleyen Allah’tır. Böylece o kişi nefsine uyup başkasına zarar verecek kötü işlerde bulunmaz. Allah ahlakına bürünmüştür. Hz. Muhammed ve Hz. Mevlâna bize bu vasıflarıyla örnek olmuşlardır.

Mevlâna cihana sığmayan hudutsuz bir varlıktır. Güzeli, doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati arayanlara müjdeler veren lâhudî sestir. Zulmette kalanlara teselli sunan Rahmani sedadır. Ayrılıktan inleyenlere şifa bahşeden devalı nefestir. İnsana insanı öğretendir. Her şeyin insanda olduğunu ve tüm evrenin insanın emrine verildiğini öğretendir.

Mevlâna büyük bir Hak aşığıdır. Aşkın efendisidir. Aşkta yok olmuştur. Bizzat aşktır. Aşkın ne olduğunu soranlara;

"Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamiyle bilemezsin." buyurur.

İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir ve sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneştir. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir.

O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir mürşid olan insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden ve ikilikten kurtarmış ve temizlemiştir.

O, hiçbir şeyi inkar etmez, ama her şeyi birleştirir, bütünleştirir ve sevdirir. O kimseyi ayrı görmez; Çünkü O, herşeyin Allah’ın zuhur ve tecellisi olduğunu bilir ve bunu gönlüne ve insan aklına hâl olarak yansıtır.

Mevlâna, aziz ve yüce bir üstattır. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve herşeyi ile yüceliği öğreten bir HAL ABİDESİ’dir. Peygamber’in gerçek temsilcisi, aşkın ve aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir.

İnsan yaratılmışların en şereflisidir düsturuyla; her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlâna sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

 

21/10/2007

HİLYE-İ SEADET - MUTLAKA ÖĞRENİN !!!

HİLYE-İ SEADET


Eshabına nasihatten sonra,
Fahr-i alem dedi, benden sonra,

Hilye-i pakimi, görse biri.
Olur o, yüzümü görmüş gibi;

Gördükde, hubbu hasıl olsa,
Ya’ni hüsnüme ayık olsa,

Beni görmeği etse arzu,
Kalbi sevgimle olsa dolu.

Cehennem olur ona haram
Rabbim, Cenneti eder ikram,

Dahi, haşretmez çıplak, anı
Hak, Olur gufranına, Hakkın mülhak.

Denildi ki, hilye-i Resuli,
Severek yazsa, birinin eli.

Eder Hak, onu korkudan emin,
Bela ile dolsa, ruy-i zemin,

Hastalık görmez, dünyada teni,
Ağrı çekmez hiç, bütün bedeni.

Günah etmiş ise de bu adam,
Cehennem cismine, olur haram,

Ahiretde azabdan kurtulur,
Dünyada, her işi, kolay olur.

Haşreyler, anı hem, Rabb-i celle,
Dünyada, Resulü görenlerle.

Hilye-i Nebiyi, güç iken beyan,
Başlarız, ona oldukça imkan,

Sığınarak Zülcelale,
Vasfederiz acizane.

İttifak etti, bu sözde ümem,
Kırmızı beyazdı, Fahr-i alem.

Mübarek yüzü, halis ak idi,
Gül gibi, kırmızımtırak idi.

İnci gibi, yüzündeki teri,
Pek hoş eylerdi, güzel cevheri.

Terleyince, O menba’ı sürur,
Dalgalanırdı sanki, bahr-i nur,

Görünürdü gözü, daim sürmeli,
Kalbleri çekerdi, güzel gözleri.

Akı, beyaz idi gayetle,
Medh eyledi Rabbi, ayetle.

Siyahı anın, değildi ufak,
Bir idi O’na, yakınla uzak.

Geniş, güzel ve latifti gözü,
Nur saçardı hep, mübarek yüzü.

Kuvve-i basıra-i Mustafavi,
Gece gündüz gibi, olurdu kavi.

Bakmak arzu etseydi, bir yere,
Cism-i paki de dönerdi bile.

Başa tabi’ ederdi cesedi,
Bunu terk etmemişti ebedi.

Hem, cism idi, Resul-i ekrem,
Yaraşır, ruh-i mücessem desem.

Güzel, hem sevimli idi Resul,
Hakka çok, sevgili idi Resul.

Malikle Ebu Hale, söyledi,
Hilal gibi, açık kaşlı idi.

İki kaşı arası, her zaman,
Gümüş gibi görünürdü, ayan.

Mübarek yüzü, az yuvarlakdı,
Derisi berrak, hem de parlakdı.

Siyah kaşları mihrabı anın,
Kıblesi idi, bütün cihanın.

Ortası, yüksekçe görünürdü,
Yandan bakınca, mübarek burnu.

Çok güzel idi, çekme ve latif,
Edemez gören O’nu tam ta’rif.

Seyrek idi, dişlerinin arası,
Parlardı, sanki inci sırası.

Ön dişleri, ettikçe zuhur,
Her tarafı, kaplardı bir nur.

Gülse idi, iki cihan Serveri,
Canlı cansız herşeyin peygamberi.

Görünürdü ön dişleri, pek afif,
Dolu daneleri gibi, çok latif.

İbn-i Abbas der, Habib-i Huda,
Gülmeğe, eyler idi istihya.

Hem hayâsından O dinin senedi,
Kahkaha etmedi derler, ebedi.

Nazik, mahcub idi, Resul-i cenab,
Daim eyler idi, bakmağa hicab.

Yüzü benzerdi, yuvarlak aya,
Zatı aynaydı, yüce Mevlaya.

Nurlu idi hep, o vech-i hasen,
Bakılmazdı, tenevvüründen.

Gönüller aldı, o güzel Nebi,
Aşıkı oldu yüzbin sahabi.

Bir kerrecik görenler, rüyada,
Dediler, böyle zevk yok, dünyada.

Hem güzel yanakları, bileler,
Fazla etli değildi, diyeler.

Anın etmişdi, cenab-ı Halık,
Severek, yüzün ak, alnın açık.

Boynunun nuru, ederdi her an,
Saçları arasında, leme’an.

Mübarek sakalından, iyi bil,
Ağarmışdı ancak, on yedi kıl.

Ne kıvırcıkdır, ne de uzun,
Her uzvu gibi idi, mevzun.

Gerdan-i pak-i Resul-i afak,
Gayet ak idi ve gayet berrak.

Eshab içinden, çok ehl-i edeb,
Karnı, göğsüyle birdi, dedi hep.

Açılsaydı, mübarek sînesi,
Feyz saçardı, ilim hazinesi.

Aşka olunca, mahall-i teşrif,
Başka olur mu, o sadr-ı şerif?

Mübarek sinesi, geniş idi,
İlm-i ledün, ona inmiş idi.

Ak ve berraktı, o sadr-ı kebir,
Sanırdı görenler, bedr-i münir,

Ateş-i aşk-ı zat-ı ezeli,
Odlara yakmışdı, O güzeli.

Bilir elbet bunu, pir-ü civan,
Yassı kürekliydi, Fahr-i cihan.

Sırtı ortası hem, etli idi,
Kerem sahibi, devletli idi.

Gümüş teninde, letafet vardı,
İrice mühr-i nübüvvet vardı.

Sırtında idi, mühr-i nübüvvet
Sağ tarafına yakında elbet.

Bildirdi bize, edenler ta’rif,
Bir büyük ben idi, mühr-i şerif,

Rengi, sarıya yakın, karaydı,
Güvercin yumurtası kadardı.

Etrafına çevirmiş sanki hatlar,
Birbirine bitişik, kılcağızlar.

Anlatanlar, O ali nesebi,
Dedi, iri kemikliydi Nebi,

Her kemik iri, merdane idi,
Sureti, sireti şahane idi.

Mübarek a’zasının her biri,
Uygun yaratılmıştı hem, kavi,

Çok hoş idi, her uzvu anın,
Ayetleri gibi, Kur’anın.

Elleri ayası, O sultanın,
Ayakları altı, dahi anın.

Geniş ve pak idi, nazik mergub,
Taze gül gibi latif ve mahbub.

Çok mevzun idi, der ehl-i nazar,
O kerametli, mübarek eller.

Selam verseydi, birine eğer,
Tebessüm ederdi hep, Peygamber.

Bir iki gün, geçseydi aradan,
Hatta uzasaydı da, bir aydan.

Belli olurdu, hoş kokusundan,
O kimse, adamlar arasından.

Billur gibiydi, ten-i bimuyu,
Nice medh edeyim, ol pehluyu.

Dostu seyr etmek için, O şerif,
Göz olmuşdu, bütün cism-i latif.

Kemal üzereydi, nazik teni,
Hallak göstermişti, hikmetini.

Yoktu, göğsünde, karnında asla,
Hiçbir kıl, sanki gümüş levha.

Göğsü ortasından aşağı yalnız,
Bir sıra kıl, dizilmişti, hilafsız.

Bu siyah hat, mübarek bedeninde,
Hoştu, hale gibi, ay çevresinde.

Bütün ömründe kalmıştı, keza,
Gençlikte gibi, mübarek a’za.

İlerledikçe, sinn-i Nebevi,
Tazelenirdi hep, gonca gibi.

Hem dahi, Kainatın sultanı,
Zan eyleme ki, ola pek yağlı,

Ne zaif, ne de pek etli idi,
Mu’tedil, hem pek kuvvetli idi.

Lahmı, şahmı, dediler ehl-i derun,
Birbirinden, ne ziyadeydi, ne dun.

Etmiş, ol beden sarayın üstad,
Adl-ü dad ile, esasın bünyad.

İ’tidal üzere idi, pak teni,
Nura gark olmuştu, bütün bedeni.

Orta boylu idi, O Sidre mekan,
Ortalık, O’nun ile buldu nizam.

Seyreden mu’cize-i kametini,
Dedi hep, medhedip hazretini.

Görmedik böyle, gül yüzlü güzel,
Boyu, hem huyu, hem yüzü güzel.

Orta boylu iken, Nebi,
Uzun kimseyle yürüseydi.

Ne kadar, uzun olsa idi, o er,
Yine yüksek görünürdü, peygamber.

Uzun boylu olandan O cevher,
Yüksek idi, el ayası kadar.

Bir yola gitseydi, izzetle,
Hızlı yürür idi gayetle.

Deriz, vasf-ı şerifinde yine,
Yürürken, eğilirdi önüne.

Ya’ni, bir yokuşdan iner gibi,
Daim önüne, az eğilirdi.

Şanlı, şerefli idi, O Celil,
İftihar eylerdi, ruh-ı halil.

Bir zatı ki, murad ede Huda,
Her a’zası, olur elbet a’la.

Yolda giderken, eğer bir kimse,
Ansızın, Resulullah’ı görse,

Korku düşerdi, kalbine anın,
Yüksekliğinden, Resulullah’ın.

Hem de biri, Nebi ile müdam,
Sohbet ederek, söylese kelam,

Sözlerindeki lezzet ile, ol,
Kul olurdu, kabul etse Resul.

Etmişdi O’nu, Hallak-ı ezel,
Hüsn-i ahlakla, bi misl-ü bedel.

Ya Resulallah! Gücüm yok medhine,
Yaratıldık hep, senin hürmetine.

Hasılı, ey Şah-ı iklim-i vefa,
Sana canım da feda, herşey feda!
                                          KAYNAK: www.muhammedmustafa.net

20/10/2007

Doğru kabloyu kes Dünyayı Kurtar!!!

Aynen başlıkta dediği gibi yap bakalım sonuç ne olacak :D

 

http://www.saharamovie.com/games/objective/index.html